AHİ EVRAN VELÎ

Ahi Evran’ın asıl adı Şeyh Mahmud Nasurıddin’dir. Orta Asya’nın Türk bölgesi olan Horasan’dan Anadolu’ya göçmüş XIII. yüzyılın ortalarında Konya’ya gelip yerleşmiştir.

Hacı Bektaş Velî hakkındaki menkıbeleri bir araya toplayan Velâyetnâme adlı esere göre; Konya’da bir süre oturan Ahi Evran daha sonra Kayseri’ ye gelmiştir. Burada dericilik mesleğine girmiş, deri atölyelerinde çalışan bir işçi olmuştur.

Ahi Evran çilesini tamamladıktan ve manevî gücünü de ispat ettikten sonra Kırşehir’e gelmiş ahilik örgütünü burada kurmuştur.

Ahi Evran insan nefsinin bir ejder gücünde olduğuna nefsini yenen kişinin dünya hırslarından kinlerinden maddi isteklerinden arınacağına inanmıştır. Bu inanca bağlı olarak Ahi Evran’ın nefis denen benlik yılanını içinden söküp atarak bir kamçı gibi elinde taşıdığı söylenmiş kendisine yılanlı ahi anlamına gelen Ahi Evran denilmiştir.

Ahi Evran’ın Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’ye ahilik beratı verdiği tahta çıktığı zaman ahi töreleri gereğince beline ahilik kuşağı bağladığı söylenir. Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’ye de büyük saygı gösterdiği ve ahi alayları kurarak onun fetihlerine yardım ettiği bilinmektedir.
Ahilik tasavvufî inançlar içinde halka “eline beline ve diline sahip olma” ilkesini yani hırsızlık ve haramdan uzak durmayı namuslu olmayı sır saklamayı kötü söz söylememeyi telkin etmiştir. İnsanlar arasında ahlâkî prensipleri yaymıştır. İyiye doğruya ve güzele dönük kardeşçe yaşama ilkeleriyle Osmanlı Devletinin sosyal ve ekonomik düzenini ilk esnaf örgütünü kurmuş devletin yardımcısı olmuştur.

Ahi Evran’ın kaç yıl yaşadığı bilinmemekle birlikte XIV. yüzyılın başlarında Kırşehir’de öldüğü sanılmaktadır.

AHI EVRAN VELI
His real name is Sheikh Mahmud Nasuriddin. He migrated from Horasan in Central Asia to Anatolia around the the mid 13. Century and settled in Konya.
According to the book Velayetname, which actually collects stories about Haci Bektas Veli, Ahi Evran lived in Konya for some time and later moved to Kayseri. There he became a tanner.
After improving himself spiritually, he moved to Kirsehir and set up the “Ahi” system.
The “Ahi System” was a network of seperate guilds, where there was a heavy emphasis on training for ethical behaviour, feeding on the tradition of Islamic Sufism. The principles included staying away from theft and unjust gain, fidelity, keeping secrets and avoiding mean talk and behaviour. As such, the “Ahi System” predated the Ottoman State but helped it  establish social and economic order.  
It is believed he passed away (walked to Allah) around the beginning of 14th century in Kirsehir.


Eline diline beline sahip ol, kalbini kapını alnını açık tut
Ahi’nin eli, kapısı, sofrası açık, gözü beli dili kapalıdır.
Cimrilik kapısını bağla lütuf kapısını aç
Kahır ve zulüm kapısını bağla, hilim ve mülayemet kapısını aç
Hırs kapısını bağla kanaat ve riyazet kapısını aç
Halktan yana kapısını bağla, hak tan yana aç