ÂŞIK VİRÂNÎ

ÂŞIK VİRÂNÎ

Vîrânî Baba’nın nerede ve hangi tarihte doğduğu, nerede ve hangi tarihte vefat ettiği hakkında kaynaklarda bir bilgi bulunmamaktadır. Abdülbâki Gölpınarlı, Pir Sultan Abdal adlı eserinde Vîrânî

Baba’yı, Nesîmî, Hatâyî, Fuzûlî, Kul Himmet, Yemînî ve Pir Sultan Abdal’la birlikte Alevî-Bektâşîler tarafından kabul edilen yedi şâir (âşık) arasında saymaktadır.

Gölpınarlı, Alevî-Bektâşî Nefesleri adlı eserinde, onun 1587-1628 yılları arasında yaşayan Şah Abbas’la görüştüğünü söylemektedir. Gölpınarlı, Bektâşî geleneğinde Vîrânî’nin ölmediği, sırrolduğu şeklinde bir inancın bulunduğunu da nakletmektedir. Necef Bektâşî Dergâhı’nda üstünde tâcı olan bir sütunun Vîrânî’nin sırrolduğu mekân kabul edilerek ziyaret edildiği de Gölpınarlı’nın bize ulaştırdığı bilgiler arasındadır.

Sadettin Nüzhet Ergun, ilk yayınladığı Bektâşî Şâirleri adlı eserinde Vîrânî Baba hakkında kısa bir bilgi vermekle yetinmiştir. Ergun, 1944 yılında yayınladığı Bektâşî Şâirleri ve Nefesleri adlı eserinde ise Vîrânî Baba’nın Hacı Bektâş Velî’nin evlâdı olan Balım Sultan’a intisab ettiğinden bahsetmektedir.

Vîrânî Baba, eserlerinde de görüleceği üzere din ve tasavvuf bilgisi oldukça yüksek bir “gönül eri”dir. Bedri Noyan, Vîrânî Baba’nın Necef Bektâşî Dergâhı’nda postnişinlik yapmış olma ihtimalinden söz etmektedir.

M. Hâlid Bayrı, arûz vezni ile üçyüz kadar şiir söylemiş olan Vîrânî’nin tahsil görmüş birisi olduğundan bahsetmektedir. İlm-i Câvidân’da yüz civarında âyeti ve otuz civarında hadîsi anlamları ile birlikte zikredebilen ve açıklayabilen Vîrânî’nin iyi bir Kur’an ve hadîs bilgisine sahip olduğu anlaşılmaktır.

ASIK VIRANI

Little is known about Virani. He is considered among the top seven poets highly regarded among the Alevi-Bektasi community. There is a possibility that he was head of the Bektasi Lodge in Necef.  As can be understood from his poems, he is a man of love with great knowledge of religion and sufism. He has  than 300 poems. These poems and other work indicate that he knew Kuran and sayings of the Messenger very well.

EHL-İ BEYT SEVGİSİYLE İLGİLİ ŞİİRLER


EHL-İ BEYT SEVGİSİYLE İLGİLİ ŞİİRLER

I
Her kim ki sever cân ile Şâh-ı Velâyet’i
Hakk’ın anadır çünkim bilesin inayeti
Dünyâda kimin sevgisi ol Şâh-ı Velîdir
Mahşer gününde çekmeye ol dalâleti
Fehm eylemeyen kim durur ol Şâh-ı Salâtîn
Tarh eyledi mâi-yi o zann-ı cehâleti
Ehl-i dûzehi dünyede görmek diler isen
Gör sâhib-i cifeyi kim oldu alâmeti
Âl-i Resul’e anlar kılıptır hiyâneti
La’net oların cânına her demde bi-gâyet
Kimden bulalar dünye sevenler şefâati
Virânî özün verdi hemen Âl-i Alî’ye
Geçti dü cihandan vü kıldı ferâgati

DÜVÂZ-İMÂMLAR (ON İKİ İMÂM’I MEDHEDEN ŞİİRLER)

I
Hamdülillâh biz Muhammed’den okuduk defteri
Nokta nokta harf-be-harf bildik rumûzu Hayder-i
Şah Hasan Şâhım Hüseyn-i Kerbelâ meydânının
Merdiyim sevdim gönülden Âbidîn ü Bâkır’ı
Uymazam hergiz Yezîd’in kavline vü fi’line
Mezhebim Hak’tır hakîkat Ca’ferî’yim Ca’ferî
Ben İmâm-ı Kâzım’ın râhında kurbân olmuşam
Şâh Alî Mûsâ Rıza destinden içtim Kevser’i
Hem Muhammed’dir Takî tâcım serimde âşkâr
Gün gibi verdi ziyâ zâhir oluptur enverî
İlm-i vahdet câvidânı bil Nakî’dir vâizâ
Bir nazar kıl vechim üzre hatt-ı Şâh-ı Askerî
Mehdi-i sâhib-zamandır asl ü fer ü mü’minân
Huccetü’l-Kayyum O’dur olduk biz anın çâkeri
Dünye vü ukbâdan el çekmiş ferâgat kılmışız
Ne hesâbı ne azâbı ola yevm-ı mehşeri
Hâk-pây-i Haydar’ım ismim Virânî’dir benim
Olmuşam bin cân ile uş Kanber’inin Kanber’i


II
Mustafâ’dan dinle ey ârif benim evrâdımı
Gel beri gör Murtazâ’dan dem-be-dem feryâdımı
Tâ ezelden hubb-ı Haydar ördüler bünyâdımı
Sevmişim cân u gönülden ben İmâm-ı Kâzım’ı

Şah Hasan Hulk-ı Rızâ’dan zâhir oldu her sıfât
Hem Hüseyn-i Kerbelâ’dan keşf olur envâr-ı zât
Nesl-i Şâh’ı sevdi her kim buldu memâtta hayât
Sevmişim cân u gönülden ben İmâm-ı Kâzım’ı

Şah Alî Zeyne’l-Abâ’dır cânımız cânânımız
Hem Muhammed Bâkır u Ca’fer’durur bürhânımız
Âl ü evlâdına tâ bin candan kurbânımız
Sevmişim cân u gönülden ben İmâm-ı Kâzım’ı

Şah Alî Mûsâ Rızâ’dır kıblegâh-ı mü’minân
Şah Takî vü bâ-Nakî zikrim dilimde her zamân
Bunların dostluğuna var oldu hep cümle cihân
Sevmişim cân u gönülden ben İmâm-ı Kâzım’ı

Bu Virânî derd-mendim medh-i Şâh’i söylerim
Askerî hem Mehdi-i Peşt ü Penâh’ı söylerim
Gayriden el çekmişim ol Pâdişâh’ı söylerim
Sevmişim cân u gönülden ben İmâm-ı Kâzım’ı

III
Ey gönül âşık gel dem-be-dem Dîdâr’a bak
Terk-i ağyâr eyle herdem aç gözün ol yâra bak

Kurretü’l-aynım buyurdu ol Resûl-i Kibriyâ
Şebber ü şübber buyurdu Hayder-i Kerrâr’a bak

Bâkır u Ca’fer İmâm’ı Kâzım’a ver cânını
Şah Alî Mûsâ Rızâ ol sâhib-i esrâra bak

Hâdi-i ehl-i tarikattır Takî vü bâ-Nakî
Sâhib-i erkân isen inkârı ko ikrâra bak


Askerî’ye Askerî dersen muhakkak ey kabâ
Bülbül ol zâg olma herdem hârı ko gülzâra bak

Mehdi-i Sâhib-Zamân’ın derdmendi sen şehâ
Derdine gam çekme herdem erişen timâra bak

Ey Virânî zâhirin vîrân eden Âl-i Alî
Bâtının ma’mûr eden anlardurur mi’mâra bak

IV
Hudâ vü Mustafâ’nın bendesiyem
Gulâmım, Murtazâ’nın bendesiyem

Hasan’dır hüsn içinde ferd-i yektâ
Cemâl-i Kibriyâ’nın bendesiyem

Ezelden abdiyem ben Şâh Hüseyn’in
Şehîd-i Kerbelâ’nın bendesiyem

Gulâm-ı âl u evlâdım gümânsız
Alî Zeyne’l-Abâ’nın bendesiyem

Muhammed Bâkır’ın yolunda cânım
Fedâdır hânedânın bendesiyem

Tarik-i Ca’fer’i bâtıl bilenler
Gel ey münkir ben ânın bendesiyem

İmâm-ı Kâzım’ın cân u dilden
Muhibbiyem o hânın bendesiyem

Yedi yer gök yedi Mushaf hakkıçün
Alî Musâ Rızâ’nın bendesiyem

Takî’dir dü cihânın âfitâbı
Ben ol Nûr-ı Bekâ’nın bendesiyem

Hakîrem sâilem bâb-ı Nakî’de
Bil ol Sâhib-Atâ’nın bendesiyem


İmâm-ı Askerîdir sırr-ı Hayder
Bu Hayy-i Câvidân’ın bendesiyem

Dahî evvel dahî âhırda Mehdî
Zuhûr eden Hudâ’nın bendesiyem

Virânî’yem dilimde evvel âhır
Hudâ birdir ki anın bendesiyem

ÂDÂB ve ERKÂN’LA İLGİLİ ŞİİRLER

I
Nebîlerdir benim cismimde cânım
Velîlerdir velî dînim imânım
Nebîlerdir vücûd-ı (men ledün) nüm
Velîlerdir ve lâkin asl-ı kânım
Nebîlerdir şehâ zikrim hemîşe
Velîlerdir dilimde destânım
Nebîlerdir kelâm-ı ilm-i vahdet
Velîlerdir kitâb-ı câvidânım
Nebîlerdir gönül tahtında sultan
Velîlerdir doğan nutka zebânım
Nebîlerdir serimde akl ile hûş
Velîlerdir görürler dîdebânım
Nebîlerdir velîlerdir Virânî
Dilimdeki şehâdet, yok gümânım

II
Zâhidâ fakr olmayanlar sâfi insân olmadı
Okumaz vechi hurûfun ehl-i Kur’ân olmadı
Sûretâ abdâl olursa sâhib-i erkân olmadı
Terk ü tecrîd olmayan âlemde sultân olmadı.

Bî-hisâb oldu o kim vermez hutûtundan hisâb
Görüserdir âhirette zahmet-i nâr u azâb
Böyle emr etti inip vahy-ı havâdis, dört kitâb
Terk ü tecrîd olmayan âlemde sultân olmadı.




Bir palâsı fahr edip olmak diler isen bekâya
Ferd-i yektâ ol görem dersen cemâl-i kibriyâ
Bu sözü böyle buyurmuş enbiyâ vü evliyâ
Terk ü tecrîd olmayan âlemde sultân olmadı

Ey Virânî geç geçenden Şâha dönder gel yüzü
Sûret-i imred cemâl-i Hak’tır ana aç gözü
Cümle irfân erleri geldi dediler bu sözü
Terkü tecrîd olmayan âlemde sultân olmadı

III
Çün cemâlin levhine yandım bugün Mûsâ gibi
Mürdeyi zinde kılar nutkum benim İsâ gibi
(Külli şey’in hâlikun lâ reybe illâ vechehu)
Gör bu vechi ne vecihtir Hâlik-ı eşyâ gibi
Sûret-i Âdem değil mi mazhar olan dört kitab
Hiç kelâmullah olur mu (alleme’l esmâ) gibi
Vech-i âdem vech-i hâtem vech-i Hak’tır bî-gümân
Zâhiren sûret kanı bul ahsenü’l-hüsnâ gibi
Hem şehâdet hem ibâdet savm u hem hacc u zekât
Secde-i külli vü cüz’i şol yed-i beyzâ gibi
Hem anâsır hem mürekkeb hem hurûf u müfredât
Hılkat-i Âdem hutûtu defter-i Mevlâ gibi
Kâinâtın mebdei mîâdı ey Şâh-ı Güzîn
Fâriğ olmuş dünyeden bir akl-ı kül dânâ gibi
Bu vucûdum kaf imiş andan bu dem pervâz eder
Mürg-ı dil şehbâz olup doğdu kelâm Ankâ gibi
Bu cihan Bezm-i Elest’tir bunda mest olan bilir
Hılkatim câm-ı (sakâhüm) devr eder sahbâ gibi
Çûşa geldiçün kelâmullâh-ı nâtık ârifân
Mevc eder evc ü hevâdan ol yedi deryâ gibi
Ey Virânî dilberin alma elinden elmayı
Zehri bal etmiş elinde oynatır elmâ gibi

IV
Tâlib isen gel ey gönül eyle nazar şerîata
Sırr-ı ilâhı anlayıp bas kademin tarîkata
Ma’den-i ilm fazl-ı Hak ister isen ey gönül
Aşk ile âyine sen ol ir ma’ni-i ma’rifete


Oku cemâl-i hattını bunca kitâb-ı remz ile
Tâ bilesin (men aref) i kim varasın hakîkate
İlm ü kemâl-i vahdetin bâbı Alî imiş Alî
Bende-i hânedân olup süre yüzün velâyete

Âl-i Resûl’e her zaman eyle niyâz u meskenet
Şâhid ola deli gönül erişesin sehâvete
Fahr-ı fenâyı kıl kabûl gel keremeyle ey gönül
Dünyeye sunmagıl elidüşme sakın dalâlete

İşte Virânî dervişin zâtı ile sıfâtı hem
Bende-i şâh-ı Kanber’im saldım özüm melâmete

Kaynak Eser: Âşık Virânî Divanı, haz: M. Halid Bayrı, İstanbul Maarif Kitaphanesi, İstanbul, ts.

Gazel:
Gel ey mü’min berî, farz-ı Hüdâ’dur,
Hakk’ı bilmek, çün kavl-i Mustafâ’dur.

Hakk’ı bilmek dilersen, bil Ali’yi,
Oku ilmin kapusı, Murtazâ’dur.

Hasan’ım, hem Hüseyin’im, Âbidîn’im,
Benim gözüm nûru, İmam Bâkır-ı Bekâdur.

Beri gel, Ca’fer-i Kâzım, Rızâ’ya,
Takî’ye vir özün, lutf-i sehâdur.

Nakî, hem Askerî, Mehdî’yi Hâdî,
Olubdur ey Vîrânî, ol senâdur.

Beyit:
Gel ey âşık kabul et bu fenâyı,
Fenâdan maksûd, uş bulmak bekâyı.

Kimin kim yokdurur, fakri Rasûlü,
Muhakkak görmez, ol hod likâyı.

Öliserdir, gümânsız bil burayı,
Geçüp nefsinden, idrâk eyledinse.
Ki kimdir mürüvveti çok Murtazâ’yı
Vîrânî Abdal şükür kıl Hakk’a, her dem,
Gözünle gördün uş Âl-i Abâ’yı.

Şiir:
Cihânın şûr-ı şerrinden emîn ol,
Sana direm, işit sözüm sakın ol.

Kanâat kıl, ibâdet eyle her dem,
Elin çek gayriden, Hakk’a yakın ol.

Eğer sözüm işidüp, dinlemezsen,
Yürü şeytân gibi, hodbîn laîn ol.

Beri gel tâlib isen, râh-ı Hakk’a,
Oku bu defteri, ehl-i yemîn ol.

Vîrânî kıl tevellâ Hânedâna,
Cemî’ âşıklar içinde emîn ol.

Beyit:
Gel ey âşık, bulam dirsen hayâtı,
Gider küfr ü dili, bul Nûh-ı necâtı.

Oku! Hatt-ı hutûtun defterini,
Göresin, ayn ile esmâ-i Zât’ı.

İriş! Ka’be-i kalbe pâk-i bâz ol,
Süregör aradan, Lât ü Menât’ı.

Tavâf idüp, oku! “el-Hamdü li’llâh”,
Yedi âyât sıfâtın ümmehâtı.

Vîrânî Abdal, Alî’nin sâyesinde,
Muayyen eyledi, her müşkilâtı.

Şiir:
Murtazâ’yı sevmeze, bî-had la’net söylerem,
Zâlime la’net olupdur, işte âyet söylerem.


Murtazâ’yı sevmeyen, kande bulur îmânı u dîn,
O Yezîd’in cânına la’neti, bi-gâyet söylerem.

Murtazâ’nın düşmânına la’net var, sad hezâr,
La’net-i Hak o Yezîd’e, bî-nihâye söylerem.

Murtazâ’nın bendesiyem, canla, dilden yakın,
Şânına tahkîk idüp, dilde şehâdet söylerem.

Murtazâyîdir Vîrânî, bî-şübhe ve bî-nazîr,
Şâh-ı Haydar, mâh-ı Haydar uş hidâyet söylerem.

Şiir:
Her kim irdi pîrlere, ol nûrdur,
Dört kitâb, anın yüzünde mestûrdur.

Uş sekiz Cennet yüzüne, intizâr,
Hüsn-i hulkun, anlara meşhûrdur.

Kim ki virmez, âl-i evlâda özün,
Balı yoktur, bir kuru zenbûrdur.
Maksûda irmiyeserdir, son ucu,
Bu sıfâttan âkıbet, ol dûrdur,

Ey Vîrânî! Kıl tevellâ dâimâ,
Hânedâna çun sana destûrdur.

Beyit:
Hakk’ı bunda görmeyen, a’mâdır,
Her ki gördü, zübde-i a’lâdır.

Gâfil olma! Gözün aç! Ey ehl-i dîn!
Hatt-ı zâtın, alleme’l-esmâdır.

Men arefle, nefsini fehm eyle var,
Ol ki bildi, vâkıf-ı Mevlâ’dır.

İşte her kim bildi, bu hikmeti,
Câhil lâ-şeydir, ol rüsvâydır.


Ey Vîrânî! Zülf, kaş ve kirpiğin,
Arş-ı Rahmân, leylet-ü’l-isrâdır.

Şiir:
İhtiyâr-ı âlem oldu, şâh-ı âlem ihtiyâr,
Rûşen oldu, gün yüzünden arş u ferş-i her diyâr.

Mustafâ’nın gözü nûru Hasan, hem şâh Hüseyin,
Kurratü’l-ayn dedi, ona Habîb-i Kird-gâr.

Âbidîn, hem ve Bâkır u hem Ca’fer, İmâm Ka’zım’ın,
Dün ü gün medhin iderem, yok dilimde gayrı kâr.

Şâh-ı heştümdür Rızâ, Takî vü hem Nakî, hem Askerî,
Bunları sevmeyene, la’net sad hezâr.

Mehdî yi Sâhib-i Zamân’ın kuluyem, kurbânıyam,
İsmile Virâniyem, hubb-ı Alî’yem âşikâr.


Beyit:
Beri gel! Dinle imdi, ey birâder,
Cevâbım cevâbıdurur, mukarrer.

Eğer dinlersen, tutgıl kulağın,
Murâdın virüpdür, Şâh-ı Haydar.

Yürü, nefsin hevâsından hazer kıl,
Sakın, şeytâna uymagil berâber.

Teberrâdır, ol abdâla hemîşe,
Gezer, nefsi hevâsında serâser.

Vîrânî, budurur Allâh u a’lem nasîhat,
Kendi kendi, başına vir.

İmdi ey birader-i âşıkân ve ey tâlib-i Merdân,
Eğer bulayım dirsen îmân, gönülde kalmasın şekk ü gümân.


Zîrâ şek bâtıldır, bâtıl bir yerde olmaz Rahmân,
İmdi evde olsa Rahmân, ol hânede olmaz şeytân.

Şiir:
Gel berü, olma bu demde gâfil,
Ekserü’n-nâsi ve hüm lâ yü’minûn.

Ol sebepten size eyledim kitâb,
Vessâküm [bihî] lealleküm ta’kilûn.

Her ki tasdîk eylemez nutk-ı Hakk’ı,
Ve Rasûlühüm fehüm lehû münkirûn.

Kim ki evlâda hıyânet eyledi,
Feulâike hümü’z-zâlimûn.

Ey Vîrânî, Zât-ı Hakk’ı kim görür,
Ve innehüm ileynâ râciûn.


Şiir:
Her kim ki tutar onlara buğz ile kîn,
Olmadı, ol nâr-ı dûzahdan emîn.

Ger ister isen saâdet bulasın,
Cân ile ol âl ü evlâda yakın.

Her ki virmez anların yolunda baş,
Gözü kördür, görmez ol mâ-i maîn.

La’net-i Hak sad hezâr olsun ona,
Oldur ol deyû, şeytân-ı lâ’în.

Men Vîrânîyem Alî’nin yoluna,
Cân bâş virmişem, ayne’l-yakîn.






Şiir:
Âdem olmaz, lâ-cerem İblîstir,
Fi’ili beddir, sözleri teblîstir.

Dünyâya meyl eyleyenler, ey ahî,
Sanma baydır sen anı, müflistir.

Sûreti Âdem, içi Âdem değildir,
Aslı gayrıdır anın, nâ-cinstir.

Gice var şehveti, hırs u emel,
Ma’nide insan değil, harîstir.

Bu Vîrânî, dünyâya meyl eylemez,
Fâriğ oldu, cümleden perhîzdir.

Beyit:
Ey Cemâl’in harfi, Bismillâh’tır,
Dest-i kudret, hikmet-i Allâh’dır.

Kim Ana secde idüp, baş eğmedi,
La’net ol şeytâna kim, gümrâhtır.

Uş salât ü savm u hacc u hem zekât,
Bilmişem hüsnün, ana miftâhtır.

Her kim, pîr izini izlemedi,
İremez ol Maksûda, bî-râhtır.

Men Vîrânî, derd-mendem hâk-i pâyî,
Dilde virdim, her zamân ol Şâhtır.

Beyit:
Edebsiz Âdem’in olmaz îmânı,
İçinde dopdolu, şekk ü gümânı.

Hayâsız olanın yanına varma,
Kulak tutup işit, işbu beyânı.

Amelsiz uş âlim, bil âlim olmaz,
Ana la’net idin, yoktur ziyânı.

Odur şeytân, ana la’net hemîşe,
Kimin kim da’vâsı var, bî-maânî.

Vîrânîyim, Şâh’a gerçek gulâmım,
O virmiştir, benim ismim Vîrânî.

Şiir:
Ki bunda görmeyen cân, anda görmez,
Kalur hâsılı, cânâna irmez.

Görenler, bunda gördü, Hak Cemâl’i,
O kim görmez, anın yoktur kemâli.

Kemâli olmayan, câhildür ol,
Ne bilsün ol nedir, celle Celâl’î.

Ana yoktur, visâl-i cân u cânân,
Şu kim hemdem edindi, kîl ü kâli.

İrişmişdir ana, tahkîk-i mutlak,
Yine kendi gurûbundan, zevâli.

Vîrânî Abdal, niyâz-ı şükr içinde,
Görür herdem, ider secde-i visâli.

Şiir:
Her ki, şirkten arınup, âbâd olur,
Cismini pîrlerden ezel bünyâd olur.

Ol ki ister pîrleri, bin cân ile,
Tâlib iken, gâyet üstâd olur.

Murtazâ’nın fakrına, dil vermeyen,
Bu tarîkatta, belki mürtâd olur.

Fakr u şâhî, her kime mîrâs kalur,
Kûh-ı aşk içre, şehâ Ferhâd olur.

Ey Vîrânî! Virme dil! Dünyâya sen,
Ana dil vermeyen âzâd olur.
Şiir:
Lâmeliften seyr ü seyrân eyledim,
Hakk’ı buldum, cismi cânân eyledim.

Nuh felek burcunda kurdum haymeyi,
Tahta çıktım, aklı sultân eyledim.

Kâf, nun emrinde kıldım, meskeni,
Dile geldim, nutku kân eyledim.

Keştî-i Nûh ile gezdim, ser-te-ser,
Heft deryâ, seyr-i ummân eyledim.

Bu Vîrânî Abdal, garîbem Şah’ımı,
Şükr ü minnet, dilde mihmân eyledim

Şiir:
Ay yüzündür, harf-i Bismillâh’ımız,
Sûretin Hak, hatm-i Beytu’llâhımız.

Kâf nûndan, perdeyi ref’ eyledik,
Zâhir oldu, küntü kenzü’llâhımız.

Ayn zâtın, lâm bânın ma’nâsı,
Âşikâre gün gibi, Allâh’ımız.

Hâl-i hattın, sûre-i yâsîn dürür,
Uş sırâtü’l-müstakîmdir, râhımız.

Ey Vîrânî! Perdeyi dûr eylemek,
Gösterildin gün yüzün, ol Şâh’ımız.

Şiir:
Aliyyen dir ki, Furkân’da bil ey cân,
Vasiyy-i Mustafâ, ol Şâh-ı Merdân.

Ki İncîl içre söylerler, İlyâ,
Zebûr’da dir, Beriyyâ, ism-i pinhân.

Velî, Tevrât ile böyle bilürler,
Bî-riyâdır bî-riyâ, günden ayân.
Biri dahi, Türâbî’dir, ana nâm,
Bir ismi dahi, Haydar’dır, sırr-ı Sübhân.

Ey Vîrânî! Yedi isim oldu tamâm,
Ve ma’nâda şakku’l-kamer, seb’u’l-mesânî.

Şiir:
Gel ey tâlib! Kulak tut bu sadâya,
Gönülden vir irâdet Murtazâ’ya.


Eğer olmak dilersen, hâs ümmet,
Niyâzmend ol sen Âl-i Mustafâ’ya.

İrersin, mürşid-i hâss-ı penâha,
Açarsın gözünü Rabbü’l-Alâ’ya.

Görürsün, zât-ı Hakk’ı gümânsız,
Virirsin özünü ana bahâne.

Vîrânî, nutk-ı Hak, böyle buyurmuş,
Özün ver aşk ile, Âl-i Abâ’ya.

Şiir:
Kulak tut sözüme, ey cân berî ol,
Hevâ-yı nefs ü şehvetten, geri ol.

Özün pâk eyleyüp, gel râh-ı aşka,
Hakîkat, cân u dilden Ca’ferî ol.

Üç nesneyi etme sen, sana yâr,
Muhabbet-i Âl-i Şâh’ı Askerî ol.

Dilersen maksadın, meylin, murâdın,
Mücellâ, tayyibî ve hem tâhirî ol.

Vîrânî, sıdk ile bende ol Alî’ye,
Kemâlin evveli ve âhiri ol.



Şiir:
Her ki bildi bunları, bir zât-ı hak,
İrüsen oldu gözüne, mir’ât-ı Hak.

Fâtiha ve Besmele’nin aynıdır,
Uş Muhammed, hem Alî, âyât-ı Hak.

Gel beri, gel! Anla birlik rumûzunu,
İsmi birdir, hem sıfât-ı zât-ı Hak.

Görmüşem ayne’l-yakîn, Şâh’ın yüzün,
Virdi çünkim, uş bana fursat, Hak.

Men Vîrânî, derd-mendem âşikâr,
Eyledim, bu uş isbât-ı Hak.

Şiir:
Dilimde tesbîhim, Merdân olupdur,
Sücûdum sâcidim, insan olupdur.

Vücûdum şehrinin şâhı muhakkak,
Bilin kim fazl-ı Hak, Yezdân olupdur.

Erenler meclisinde ey dil, irâdem,
Gıdâmız, çeşme-i hayvân olupdur.

Vîrânî, dervişe lutfetti Haydar,
Erişti üçlere, Selmân olupdur.