FUZÛLÎ

FUZÛLÎ

Şâirin adının Mehmed, babasının adının Süleymân olduğu bilinmekle birlikte, hangi yılda ve nerede doğduğu kesin olarak bilinmemektedir; ancak, başta Bağdad olmak üzere Kerbelâ, Necef, Hılle, Kerkük, Menzil ve Hît gibi yerleşim merkezlerinden birinde doğduğu söylenebilir. Fuzûlî’nin, büyük Selçuklu İmparatorluğu zamanından beri Irak’ta yerleşen ve büyük bir Oğuz aşîreti olan Bayat aşîretinden olduğu bilinmektedir. Fuzûlî’nin iyi bir öğrenim gördüğü; devrinin bütün bilimlerini öğrendiği; Türkçe’yi olduğu kadar Arapça’yı ve Farsça’yı da bu dillerde şiir yazacak, divan düzenleyecek ölçüde iyi bildiği eserlerinden de anlaşılmaktadır. Şâirin edebî bilgilerde olduğu kadar, İslâm bilimlerinde de derin bir kültürü bulunduğu görülmektedir. Yaşadığı sürece bugünkü Irak topraklarının dışına çıkmayan, hayatını Hılle-Kerbelâ-Bağdad dolaylarında geçiren Fuzûlî, Farsça divanının önsözünde belirttiği gibi yabancı memleketleri gezmekten hoşlanmamış ve yine Irak’ta, 963/1556 yılında ölmüştür.

FUZÛLÎ

Fuzûlî is generally believed to have been born around 1483 in what is now Iraq, when the area was under Ak Koyunlu Turkmen rule; he was probably born in either Karbalā’ or an-Najaf.[9] He is believed to belong to Bayat tribe, one of the Turkic Oghuz tribes who were related to the Ottoman Kayı clan and were scattered throughout the Middle East, Anatolia, and the Caucasus at the time. Though Fuzûlî’s ancestors had been of nomadic origin, the family had long since settled in towns.

Söz:
Temelsiz duvar da değersizdir.

Şiir:
Beni candan usandırdı, cefadan Yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan, muradın şemi yanmaz mı
Kamu bimarına Canan, devayı derd eder ihsan
Niçin kılmaz bana derman, beni bimarı sanmaz mı
Değildim ben sana mâil, sen ettin aklımı zâil
Beni tan eyleyen câhil yarın Hakk’tan utanmaz mı
Fuzuli rindi şeydadır hemişe Hakk’a rüsvâdır
Sorun ki bu ne sevdadır, bu sevdadan usanmaz mı

Kerbelâ Şehîdi’ne Mersiye


Kerbelâ Şehîdi’ne Mersiye:

Mâh-ı Muharrem oldı şafakdan çıkup hilâl
Kılmış azâ töküp kad-ı ham birle eşk-i al
Evlâd-ı Mustafâ’ya meded kılmamış Fırât
Giçürmesün mi yerlere anı bu infi’âl
Çokdur hikâyet-i elem-i Şâh-ı Kerbelâ
Elbette çok hikâyet olur mucîb-i melâl
Fehm eylesen gam-ı şühedâ şerhin itmege
Her sebze Kerbelâ’da çekübdür zebân-ı hâl
Tecdîd-i mâtem-i şühedâ kıldı rûzgâr
Zâr ağla ey gönül bugün oldukça ihtimâl
Meydân-ı çarhı cilve-geh-i dûd-i âh kıl
Gerdûn-i dûna kisvet-i mâtem-siyâh kıl
Mâh-ı Muharrem oldı meserret harâmdur
Mâtem bugün şerî’ate bir ihtirâmdur
Tecdîd-i mâtem-i şühedâ nef’siz degül
Gaflet-sarây-ı dehrde tenbîh-i âmmdur
Gavgâ-yı Kerbelâ haberin sehl sanma kim
Naks-ı vefâ-yı dehre delîl-i tamâmdur
Her zerre eşk kim tökilür zikr-i âl ile
Seyyâre-i sipihr-i ulüvv-i makâmdur
Her medd-i âh-kim çekilür Ehl-i Beyt içün
Miftâh-ı bâb-ı ravza-i dârüs’s-selâmdur
Şâd olmasun bu vâkı’adan şâd olan gönül
Bir dem belâ vü gussadan âzâd olan gönül
Tedbîr-i katl-i Âl-i Abâ kıldun ey felek
Fikr-i galat hayâl-i hatâ kıldun ey felek
Berk-ı sehâb-ı hâdiseden tîgler çeküp
Bir bir havâle-i şühedâ kıldun ey felek
İsmet harem-serâsına hürmet revâ iken
Pâ-mâl-ı hasm-ı bî-ser ü pâ kıldun ey felek
Sahrâ-yı Kerbelâ’da olan teşne leblere
Rîg-i revân ü seyl-i belâ kıldun ey felek
Tahfîf-i kadr-i şer’den endîşe kılmadun
Evlâd-ı Mustafâ’ya cefâ kıldun ey felek
Bir rahm kılmadun cigeri kan olanlara
Gurbetde rûzgârı perîşân olanlara
Basdıkda Kerbelâ’ya kadem Şâh-ı Kerbelâ
Oldı nişân-ı tîr-i sitem Şâh-ı Kerbelâ
Düşmen okına gayr siper görmeyüp revâ
Yakmışdı câna dâg-ı elem Şâh-ı Kerbelâ
A’dâ mukâbilinde çekende saf-ı sipâh
Kılmışdı medd-i âhı alem Şâh-ı Kerbelâ
Dûd-ı dil-i pür-âteş-i ehl-i nazâreden
İtmişdi perde-dâr-ı harem Şâh-ı Kerbelâ
Oldukça ömri râhat-ı dil görmeyüp demî
Olmış hemîşe hem-dem-i gam Şâh-ı Kerbelâ
Yâ Şâh-ı Kerbelâ ne revâ bunca gam sana
Derd-i dem-â-dem ü elm-i dem-be-dem sana
Ey derd-perver-i elem-i Kerbelâ Hüseyn
V’ey Kerbelâ belâlarına mübtedâ Hüseyn
Gam pâre pâre bağrunı yandurdı dâgla
Tîg-i cefâ ile bedenin oldı çâk çâk
Ey bûstân-ı sebze-i tîg-i cefâ Hüseyn
Yakdı vücûdını gam-ı zulmet-sarây-ı dehr
Ey şem’-i bezm-i bâr-geh-i kibriyâ Hüseyn
Devr-i felek içürdi sana kâse kâse kan
Ey teşne-i harâret-i berk-i belâ Hüseyn
Yâd it Fuzûlî Âl-i Abâ hâlin eyle âh
Kim berk-ı âh ile yakılur hırmen-i günâh