PİR SULTAN ABDAL

PİR SULTAN ABDAL
Yedi büyük ozandan birisi olan Pir Sultan Abdal, 16. yüzyılda yaşamıştır. Asıl adı Haydar’dır. Pîr Sultan Abdal'ın yaşamı üzerine, yazılı kaynaklarda pek bilgi yoktur. Şiirlerden, halk söylentilerinden çıkarılan bilgilere göre, Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır Bucağına bağlı Banaz köyünde doğmuştur. Şiirlerinde soyunun Yemen’li olduğunu, bir yerde Peygamber'in torunu olduğunu söyler. Bir yerde de İmâm Zeynel-Âbidin'den "Zeynel dedem" diye söz eder. Genel kanı, şairin İran'ın doğusundaki Horasan'dan Anadolu'ya göçüp Sivas'a yerleşen bir Türkmen soyundan geldiği yolundadır.

Çocukluğu çobanlıkla geçen Pîr Sultan'ın okuma yazma bildiği anlaşılmaktadır. Pîr Sultan Abdal, Alevî-Bektâşî tarîkatındandır. Tarîkata girme arkadaşı, yani musâhibi, Ali Baba'dır. Bağlandığı tekkenin piri ise, Ahmet Yesevî'nin Anadolu'ya gönderdiği dervişlerden Koyun Baba’nın tekkesinden Şeyh Hasan'dır. Tekke eğitimi çerçevesinde İslâm Tarihi’ni, Peygamber ve evliyâ menkîbelerini, tarîkat kurallarını öğrenmiştir. Hatâyî (Şah İsmail), Kul Hüseyin, Yunus Emre ve Kul Himmet'ten etkilenmiştir. Hakk ve Peygamber sevgisi, Ehl-i Beyt sevgisi, on iki imâm, tasavvuf ve sosyal hayatla ilgili deyiş, nefes ve düvâz imâmları bulunmaktadır.

Asıldığı yer Sivas'ta eskiden Keçibulan adını taşıyan, sonra uzun süre Darağacı diye anılan, simdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bir menkîbeye göre mezarının Erdebil'de, Bektâşî geleneğine göre de Merzifon'da olduğu söylenir. Daha başka söylentiler de vardır, ama gerçeğe en yakın görünen söylenti asıldığı yerde gömülü olduğudur.

PIR SULTAN ABDAL 

Pir Sultan Abdal (ca. 1480–1550) was a legendary Turkish poet, whose direct and clear language as well as the richness of his imagination and the beauty of his verses led him to become loved among the Turkish people. Pir Sultan Abdal reflected the social, cultural and religious life of the people; he was a humanist, and wrote about love, peace, death and God.
Most of the information about him and his era we find in his verses, which reveal him as cultivated well educated and intellectual. His early work is dedicated to lyrical and pastoral themes and to the religious approach he had adopted.
According to literary historians, there were at least six other poets bearing the same name.

DÜVÂZ İMÂMLAR

DÜVÂZ İMÂMLAR (ON İKİ İMÂMLARA OKUNAN MEDHİYELER)

-1-
Allah birdir Hak Muhammed Ali’dir
Anın ismi cümle âlem doludur
Bu yol Hak Muhammed Ali yoludur
Gel Muhammed Ali dergâhına gel

Arıduben kalbin pasın silersen
Bahrîleyin ummanlara dalarsan
Hakk’ın cemâlini görmek dilersen
Gel Muhammed Ali dergâhına gel

Şah Hasan’ın ismi gönülden gitmez
Şah Hüseyin deyen diller yorulmaz
Bu yolda ölene sorgu sorulmaz
Gel Muhammed Ali dergâhına gel

İmam Zeynelâbidin’in âbına
Yezid sığmaz oldu derler kabına
Livâ’ül-Hamd sancağının dibine
Gel Muhammed Ali dergâhına gel

Kurbân olalım gel Bâkır oğluna
Uymayalım ol Yezid’in fi’line
Biz uyalım İmam Ca’fer yoluna
Gel Muhammed Ali dergâhına gel

İmam Mûsâ Kâzım canlar cânıdır
Ali Mûsâ Rızâ mürvet kânıdır
Yarın varacağımız Hakk divânıdır
Gel Muhammed Ali dergâhına gel

Takî’yi bilen Nakî’le buluşur
Varır Hasan Askerî’ye karışır
Anlara ulaşan Hak’ka ulaşır
Gel Muhammed Ali dergâhına gel

Pîr Sultan Abdal’ım mürvet Hudâ’dan
Çıkıp gidelim şu fânî dünyâdan
El’aman dilersen pîrim Mehdî’den
Gel Muhammed Ali dergâhına gel

-2-
Evvel başta Muhammed’e salavât
Gönül kalk gidelim Hüseyn’e doğru
Ecel gelüb pervânemiz solmadan
Gönül kalk gidelim Hüseyn’e doğru

Hasan Hüseyn Ali’nin oğulları
Şehidler yoluna giderler doğru
İmam Zeynelabâ Hüseyn’in oğlu
Gönül kalk gidelim Hüseyn’e doğru

İmâm-ı Bâkır’da uralım demi
Ca’fer-i Sâdık’dan alalım kâmı
İmam Mûsâ kaldır gönülden gamı
Gönül kalk gidelim Hüseyn’e doğru

İmâm-ı Rızâ’dan olsun hidâyet
Takî ile Nakî kılsın inâyet
Ol Hasan Askerî Şâh-ı Velâyet
Gönül kalk gidelim Hüseyn’e doğru

Pîr Sultan Abdal’ım söyledi hemân
Yezîd’in kalbinden gitmedi gümân
Âhır nefesinde on iki imam
Gönül kalk gidelim Hüseyn’e doğru

KOŞMALAR


KOŞMALAR

-1-
Vîran bahçelerde bülbül öter mi
Gönül eğlencesi gül olmayınca
Merhemsiz yâreler unar biter mi
Bir gerçek velîden el almayınca

Nefse uyan Hakk’a uymuş değildir
Gâzîler namâzın kılmış değildir
Bu gezen abdallar derviş değildir
Arkasında hırka şal olmayınca

Tabib olmayınca yârem sarılmaz
Mürşid olmayınca pîre varılmaz
Yüz bin asker olsa yezid kovulmaz
Eli Zülfikarlı Al(i) olmayınca

Bu aşk meydanında bir divân olur
O meydana düşen nev-civân olur
İ’tikadsız tâlib boş kovan olur
Vızılar arısı bal olmayınca

Değme ârif böyle bilemez
Bilir ama yine ârif olamaz
Her mürşid ölüyü diri kılamaz
Hünkâr Hacı Bektaş Vel(i) olmayınca

İki melek gelir sual sorarlar
Döker hurcunu da gevher ararlar
Bir kılın üstüne köprü kurarlar
Geçemezsin Hakk’a kul olmayınca

Pir Sultan’ım baştan dalga aşırır
Bu aşkın dolusu aşka düşürür
Her bildiğin rehber çiğ mi pişirir
Yanıp ateşlere kül olmayınca

-2-
Eğer farz içinde farzı sorarsan
Yine farz içinde farzdır musâhib
Dört kapudan kırk makâmdan ararsan
Yine farz içinde farzdır musâhib

Musâhibsiz kişi cem’e gelür mü
Ettiği niyazlar kabûl olur mu
Muhammed Ali yolundan derman bulur mu
Yine farz içinde farzdır musâhib

Musâhibsiz kişi cem’e götürmem
Tecellîsi bozuk Hakk’a yetürmen
Musâhibsiz ile durup oturman
Yine farz içinde farzdır musâhib

Farz Allah’tan kaldı ya sünnet kimden
Musâhibin işi dâima sırdan
Musâhibli kişi ol Şâh-ı Merdan
Yine farz içinde farzdır musâhib

Pîr Sultan Abdal’ım hey kerem kânı
Yine sensin dü cihânın sultânı
Aşnanı buldun musâhibin kani
Yine farz içinde farzdır musâhib

-3-
Ey erenler çün bu sırrı dinledim
Huzûr-u mürşide indim bu gece
Hakîkat sırrını andan anladım
Erenler meydanı gördüm bu gece

Mürşidim Muhammed bildim yolumu
Rehberim Ali’dir verdim elimi
Tiğbend ile bağladılar belimi
Evliyâ erkânın gördüm bu gece

Erenler râhına eyledim iman
Kalmadı gönlümde zerrece güman
Ne bilsin bu sırrı Yezîd ü Mervan
Küllî varım Hakk’a verdim bu gece

Andelip misâli âvâz ederek
Kati semâ’ edüb pervâz ederek
Yedi azâ ile niyâz ederek
Erenler erkânın gördüm bu gece

Pîr Sultan’ım Hakk’a niyâz ederim
Erenler râhına doğru giderim
Küllî varım Hakk’a teslîm ederim
Hakk’ın cemâlini gördüm bu gece

-4-
Meded senden âlemleri Yaradan
Zâhirde bâtında sen imdâd eyle
Âlem’i Âdem’i yoktan var eden
Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

Cennet-i â’lâda taç hulle giyen
Melekler önünde yere yüz koyan
Yeryüzünün hak halifesi olan
Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

İkrar edüb dedik anlara belî
Hakk’ın kudret eli anların eli
Ezel ebed pîrim Muhammed Ali
Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

Okumu atayım yayım basayım
Hâricî’nin damarını keseyim
Bu yolun sâhibi İmam Hüseyin
Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

Cümle erenlere pîşüvâ hümâm
Cümle evliyânın her işi tamâm
Evlâd-ı Muhammed on iki imâm
Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

Cümle erenlere hazretindir baş
Yürü dedi taşa yürüdü beş taş
Pîrim üstâdım yâ Hazret-i Bektaş
Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

Hükmünü geçiren hep cümle nâsa
Eteğin tutanlar görmedi gussâ
Seyyid Hasan oğlu Şah Abdal Musa
Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

Rumeli’n fethinde ey gerçek velî
Tahta kılıç tutar hem bâtın eli
Âlemlerin kutbu Şah Kızıl Deli
Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

Eşiğine yaslanır gerçek erler
Niyaz edip yüzün yerlere korlar
Rumeli’nde yatan erenler pîrler
Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

Evlâd-ı Ali’nin oldu şahbâzı
Cümle erenlerin şahbâzı bâzı
Sultan Şüca’ Baba Seyyid-i Gazî
Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

Hatâyi, Kul Himmet pîrim Pîr Sultân
Hem küçük yatağan büyük yatağan
Erenler cellâdı yâ Hacım Sultan
Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

-5-
Deli gönül bulanmışsın ne aceb
Çek bu sefîneyi bir göl üstüne
Âlemi bürümüş kulların aşkı
Bülbüllerin medhi hep gül üstüne

Yetmiş bin deryâda yetmiş bir deryâ
Anın da kilidi bir gerçek erde
Erenler oynuyor bir gizli sırda
Anı da fâş etmem şol il üstüne

Müşkül halletmeğe mürşid gerektir
Kâmil mürşid yerden göğe direktir
Yüküm ağır menzilimiz ıraktır
Dökme yüklerini sen yol üstüne

Yemen iklîminden bir yiğit geldi
Ali’ye râzını söyledi güldü
Bir gecede yedi aylık yol aldı
Ali bindird-anı Düldül üstüne

Târikat şerîat Muhammed Ali
Gönül Kâ’besinde açtılar yolu
Zâhidin nesi var şunda hey deli
Kamusu bizimdir bir al üstüne

Kimi Nâci okur danışman hacı
Kimi yolun bilmez urunur tacı
Pîr Sultan Dedem de kemter duâcı
Hızır ilmin okur bir dal üstüne

-6-
Eksiğim aldım da meydâna geldim
Aman mürvet günahkârım erenler
Kabâhatim andan cürmümü bildim
Aman mürvet günahkârım erenler

Şerîat taşından bir taş kaldırdım
Ma’rifet ehlinin gülün soldurdum
Ne yaman kanlıyım nefes öldürdüm
Aman mürvet günahkârım erenler

Altıncımız yer altında türedi
Yedincimiz yeryüzünü bürüdü
Bize de hû demek Ali’den kaldı
Aman mürvet günahkârım erenler

Yoldan çıktım ise yola getürün
Kırılmış dallarım şunda bitürün
Pişirüp kurtarup bezme götürün
Aman mürvet günahkârım erenler

Pîr Sultan’ım eder sözün hatâsın
Kadir Mevlâm bilir bunun ötesin
Var bir amel kazan Hakk’a yetesin
Aman mürvet günahkârım erenler

-7-
Kuş olup güvercin donunu giyen
Uyan dağlar uyan Ali geliyor
Mu’cizâtın cümle âlem(e) bildiren
Uyan dağlar uyan Ali geliyor
Kara taşı konukluğa konduran
Rahmetiyle şu âlemi kandıran
On iki kurbanı bir kazana dolduran
Uyan dağlar uyan Ali geliyor

Kur(u) ağaçlara şehâdet yetüren
Gece gündüz aşk dalgasın artıran
Alıç ağacında elma bitiren
Uyan dağlar uyan Ali geliyor

Tekkesine geyik postu döşeden
Ağzının ateşi çıktı meşeden
Âl-Osman oğluna kılıç kuşadan
Uyan dağlar uyan Ali geliyor

Horasan’dan kalup Urum’a inen
Cümle evliyâlar nûrundan kanan
Darı saç üstünde namâzın kılan
Uyan dağlar uyan Ali geliyor

Pîr Sultan Abdal’ım birsin bir cansın
Gönlümün evinde kurulu hansın
Urum diyârında sen bir sultansın
Uyan dağlar uyan Ali geliyor

-8-
Gidi Yezid bize Kızılbaş demiş
Meğer Şâh’ı sevmiş dese yoludur
Yetmiş iki millet sevmezler Şâh’ı
Biz severiz Şâh-ı Merdan Ali’dir

Kırkımız da bir katara dizildik
Hak Muhammed ümmetine yazıldık
Hakîkat şerbeti olduk ezildik
Biz içeriz bize sunan Ali’dir

Gidi Yezid bizler haram yemedik
Bâtındaki gördüğümüz demedik
İkrâr birdir dedik geri dönmedik
Biz içeriz bize sunan Ali’dir

Muhammed dinidir bizim dinimiz
Tarîkat altından geçer yolumuz
Hem Cibrîl-i Emin’dir rehberimiz
Biz mü’miniz mürşidimiz Ali’dir

Pir Sultan’ım Nesîmî’dir pîrimiz
Evvel kurbân ettik Şâh’a serimiz
On ik(i) İmam meydanında dârımız
Biz şehîdiz serdârımız Ali’dir

-9-
On iki imâma uyanlardanız
Hakk’a doğru gider bu yollarımız
Biz âl ü evlâdı sevenlerdeniz
Seher tesbih eder bu dillerimiz

Bîatimiz aldık biz de uludan
Mürvet kimden kaldı Hazret Ali’den
Bizim ikrârımız Kalû Belî’den
Eldedir etekte bu ellerimiz

Mü’min idim munâfıktan üşendim
Miyan beste tarîkate döşendim
Kemer bestelerden kuşak kuşandım
Pîr ellerden bağlıdır bellerimiz

Biz mü’miniz kalbimizde kara yok
Bizde yoğa var demezler vara yok
Şimden geru ayrılmaya çâre yok
Hâr elinde açılur güllerimiz

On iki imâmların bizdedir nûru
Şâh-ı Velâyet’in bizdedir sırrı
Açıktır aynamız gönlümüz duru
Sadefli mercanlı gönüllerimiz

Düzel Pîr Sultan’ım katara düzel
Biz de ikrâr verdik kadîmî ezel
Bir sevdâya düştük sevdâsı güzel
Vardır dürlü ürlü hayâllerimiz

SEMÂÎLER


SEMÂÎLER
-1-
Güzel âşık cevremizi
Çekemezsin demedim mi
Bu bir rızâ lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi

Yemeyenler kalır nâçar
Gözlerinden kanlar saçar
Bu bir demdir gelir geçer
Duyamazsın demedim mi

Bu dervişlik bir dilektir
Bilene büyük devlettir
Yensiz yakasız gömlektir
Giyemezsin demedim mi

Çıkalım meydan yerine
Erelim Ali sırrına
Cân ü başı Hak yoluna
Koyamazsın demedim mi

Âşıklar kara batl-olur
Hakk’ın katında kutl-olur
Muhabbet baldan tatl-olur
Doyamazsın demedim mi

Pîr Sultan Abdal Şâhımız
Hakk’a ulaşır râhımız
On iki imam katarımız
Uyamazsın demedim mi

-2-
Geldik dârına duşlandık
İrehbere bağışlandık
Bir aşıyla aşılandık
Durmaz Yezid oklar bizi

Gönül bir ulu şehirdir
Rızâsız lokma zehirdir
Tâlib yiyemez küfürdür
Hak iyesi haklar bizi

Tarîkattadır elimiz
Hakîkattadır yurdumuz
Hak’la olunca virdimiz
Her kazâdan saklar bizi

Meydana meydan güzârım
Hak olan yere nazarım
Gâibde sırda gezerim
Göremezsin çoklar bizi

Pîr Sultan tâlib devirir
Mervân’ın külün savurur
Yedi kat bârû çevirir
Ali anda saklar bizi

-3-
Hakk bizi yoktan var etti
Şükür yoktan vara geldim
Yedi kat arşa asılı
Kandildeki nûra geldim

Eyyûb ile ten erittim
Lâ’l ü mercan gevher tuttum
Vuslatile taş arıttım
Ben bu yolu süre geldim

Yunus’la ummâna daldım
Kırk gün balık içre daldım
Dâvud’la demirci oldum
Örse çekiç ura geldim
Gurbet ilinde çatıldım
Ana rahmine yatıldım
İbrahim’le oda atıldım
Gülistanda nâra geldim

Sahâbelere uğradım
Kudret lokmasın doğradım
Er vir dedim hak bir dedim
Bini saydım bire geldim

Bir muazzam büyük şara
Ne-stersen bununur ara
Kapusu on iki pâre
İstediğim şara geldim

İçi altın dışı gümüş
Suyu şekerle bal imiş
Böyle bezesten düzülmüş
İstediğim yere geldim

Deniz çaldım asâ ile
Göğe ağdım İsâ ile
Tûr dağında Mûsa ile
Münâcatta dura geldim

Pîr Sultan Abdal coşkuna
Gel otur gönülköşküne
On iki İmam aşkına
Ben bu seri veve geldim

-4-
Gönül gel karadan aşma
Sözüm sana meveddettir
Gafillen bacadan düşme
Evvel kapu şerîattır

Şerîatten edeb öğren
İlmle üstad olur oğlan
Al bu pendi belin bağlan
Kimi farz kimi sünnettir
Eğer bu sırra erersen
Dolan kapudan girersen
Tarîkat farzın sorarsan
Yedi farz üçü sünnettir

Gelin girelim bu bâbı
Açılsın âşık kitâbı
Eğer anlarsan hesâbı
Andan sonra tarîkattır

Tarîkat bir od’dur yakar
Kimi ham kimi has çıkar
Her âşık bir çakmak çakar
Çırağın yakan üstaddır

Tarîkatte kâmil olan
İlmi ile âmil olan
Bu yolda mükemmel olan
Evvel mertebe hizmettir

Hizmet erenler yoludur
Cümler ilmin evvelidir
Ahdimiz kalû belî’dir
Bundan dönen kişi mattır

Kend-özümüze gelelim
Tarîkat nedir bilelim
Yoklukta sefil olalım
İbtidâ yüz irâdettir

İbtidâ tâlib olunca
Düşmana gâlib olunca
Dört can bir kalıp olunca
Menzili bî-nihâyettir

Hakîkat genc-i nihândır
Ma’rifet gevher-i kândır
Yedi yüz yetmiş mîzandır
Ötesi ilm-i hikmettir

-5-
Hey gönül bülbülleri
Mihmanlar hoş geldiniz
Hak zikr eden dilleri
Mihmanlar hoş geldiniz

Şen olsun ocağınız
Düzülsün devrânınız
Ey bizim sultânımız
Mihmanlar hoş geldiniz

Aşk pazarına gelen
Sırr-ı hakîkat bilen
Deryâ-yi ummân olan
Mihmanlar hoş geldiniz

Âşıklar serden geçer
Sırâtı bunda geçer
Kevser şarâbın içer
Mihmanlar hoş geldiniz

Âşık oldum erenler
Aşk hâlinden bilenler
Dost cemâlin görenler
Mihmanlar hoş geldiniz

Pîr Sultan’ım gâzîler
Yazıldı nûr yazılar
Dizildi koç kuzular
Mihmanlar hoş geldiniz

-6-
Bülbül olsam varsam gelsem
Hakk’ın dîvânına dursam
Ben bir yanıl alma olsam
Dalında bitsem ne dersin

Sen bir yanıl alma olsan
Dalımda bitmeğe gelsen
Ben bir gümüş çövmen olsam
Çeksem indirsem ne dersin
Sen bir gümüş çövmen olsan
Çekip indirmeğe gelsen
Ben bir avuç darı olsam
Yere saçılsam ne dersin

Sen bir avuç darı olsan
Yere saçılmağa gelsen
Ben bir güzel keklik olsam
Bir bir toplasam ne dersin

Sen bir güzel keklik olsan
Bir bir toplamağa gelsen
Ben bir yavru şahan olsam
Kapsam kaldırsam ne dersin

Sen bir yavru şahan olsan
Kapıp kaldırmağa gelsen
Ben bir sulu sepken olsam
Kanadın kırsam ne dersin

Sen bir sulu sepken olsan
Kanadım kırmağa gelsen
Ben bir deli poyraz olsam
Tepsem dağıtsam ne dersin

Sen bir deli poyraz olsan
Tepip dağıtmağa gelsen
Ben bir ulu hasta olsam
Yoluna yatsam ne dersin

Sen bir ulu hasta olsan
Yoluma yatmağa gelsen
Ben de bir Azrâîl olsam
Canını alsam ne dersin


Sen de bir Azrâîl olsan
Canımı almağa gelsen
Ben bir Cennetlik kul olsam
Cennete girsem ne dersin

Sen bir Cennetlik kul olsan
Cennete girmeğe gelsen
Pir Sultan üstadın bulsan
Bilece girsek ne dersin

Kaynak Eser: Pîr Sultan Abdal Hayatı ve Şiirleri, İstanbul Maarif Kitaphanesi, İstanbul, ts.