KUL HİMMET

KUL HİMMET
Yedi büyük ozandan birisi olan Kul Himmet, 16. yüzyılda yaşamıştır. Mezarı, doğduğu yer olan Tokat'ın Almus ilçesinin Görümlü köyündedir. Yaşadığı dönemde, adı Pir Sultan ve Şah Hatayî'yle anılmıştır. Allah, Peygamber, Ehl-i Beyt ve insan sevgisi, barış ve dostluk üzerine nefesler söylemiştir. Kimi araştırmacılar "Kul" sözüne bakılarak, Kul Himmet’in Yeniçerilerden olabileceğini ifade etmektedirler. Nefesleri, bütün Alevi köylerinde söylenegelmiştir. Coşkulu, tutkun, içten, tutarlı bir ozandır.

Kul Himmet, bazı dörtlüklerinde yardım istediği, ziyaretinde bulunduğu erler–evliyalardan söz etmektedir. Onun zamanında kimisi yaşamakta olan, ama çoğu çoktan Hakk'a yürümüş ve yatırlarıyla tanınan bu Alevi–Bektâşî imam ve ermişleri, Horasan'dan–Erdebil'den Balkanlara, Irak ve Suriye dahil tüm Küçük Asya'yı kapsayan geniş coğrafya üzerinde bulunmaktadırlar. Türkçe’yi en anlaşılır ve en etkileyici biçimde kullanarak yazdığı, coşku ve duygu dolu olduğu kadar, didaktik (öğretici) şiirleriyle Kul Himmet, "makamı sır olan koca Kul Himmet” diye tanınır. Kul Himmet, Hacı Bektaş Veli Dergâhı ve dergâhın pirleri, yani postnişinlerine bağlıdır. Hacı Bektaş Dergâhı'na varıp, orada postta oturan Pir’e ikrar vermek gerektiğini, şiirlerinde açıkça belirtmektedir.

KUL HİMMET

Kul Himmet, one of the Seven Great Poets, lived in the 16th century.  He was born in Almus, Tokat and his grave is there. His work was considered equal to Pir Sulatn and Shah Hatayi in his age. He wrote poems on love of Allah, his Messenger, the family of Messenger and humanity, and peace and friendship. Some researchers believe he may have been a member of the elite Janissary corps. He was a passionate and enthusiastic writer.

I-IV

Deyiş, Nefes, Düvaz İmam ve Mersiyeler

I
Bizi bu sevdaya salan
Kendü Cenâb-ı Allah’tır
Bu sevdaya meyil veren
İşi gücü eyvallahtır

Eyvallâhı bilen kişi
Her dem artar aşkı cuşu
Resûl’ün bindiği taşı
Hâlâ durur muallâktır

Bir sözüm vardır tutana
Er odur Hak’tan utana
Kul olmuşuz Pîr Sultan’a
Eşiği de kıblegâhtır

Er odur ki Hak’tan öğe
Desti dâmânına değe
Benzemez ağaya beğe
Ali Şah bir ulu şahtır

Dest ü dâmeni salmanam
Cevhersiz göle dalmanam
Kırklar sâili Selmân’am
İşim gücüm şeydullahtır

II

Seyran edip bu âlemi gezerken
Uğradım gördüm bir bölük canları
Cümlesinin erkânı bir yolu bir
Mevlâm bir nurdan yaratmış onları

Durakları irfan bağiyle bostan
Silinmiş kalbleri gümândan, pastan
Cümlenin muradı bir fidan dosttan
Arı gibi sadalaşır ünleri


Sırâtı mizânı bunda geçmişler
Varlık benlik kalesini yıkmışlar
Al giymişler yas donundan çıkmışlar
Geceleri kadir bayram günleri

Cennet istemezler azm-i didâra
Ne korku çekerler tamu vü nâra
Çevirmezler yüzlerini dıvara
Didâra karşı dönmüştür yönleri

Bir nefeste bir imama uymuşlar
Birinin niyazın bine saymışlar
Kaynayıban kaptan kaba konmuşlar
Şah Hüseyin aşkına akmış kanları

Kul Himmet’im gerçeklerin bu meydan
Özün kurtarmışlar zarar assıdan
Esrimişler kırklar içtiği tastan
Haber duymuş dost ilinden canları

III

Seyyâh olup şu âlemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkârımca okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

İki elim gitmez oldu yüzümden
Ah ettikçe yaşlar gelir gözümden
Kusurumu gördüm kendi özümden
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Bozuk şu dünyanın temeli bozuk
Tükendi tâneler kalmadı azık
Yazıktır şu geçen ömrüme yazık
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Kul Himmet üstadım ummâna dalam
Gidenler gelmedi bir haber alam
Abdal oldum şah giyindim bir zaman
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
IV

Aklım fikrim yâr eyledin ben bana
Öğüt verdim deli gönül almadı
Bir kileciği var almış eline
Dünyayı içine koydum dolmadı

Alması farz imiş sünnettir selâm
Hak nurdan yarattı yaz dedi kalem
Bir çiçek yarattı ol Rabbü’l-Âlem
Anı kohulayan mahrum kalmadı

Var bir pire eriş serseri gezme
Gözet gözüm önün yolundan azma
Değme bir dükkâna yükünü çözme
Bunda çok bazergân işi kalmadı

Gençlik yaza benzer hocalık güze
Yüreğim başlıdır dertlerim taze
Boynun eğ de hizmet eyle üstâza
Şeytan benlik ile menzil almadı

Kul Himmet’in deste gülü elinde
Daima zikreder Hakk’ı dilinde
Bir güzel sevmişim Hakk’ın yolunda
Hayâli gönlümden zâil olmadı

V..VIII

V

Tâ kalû belâ’dan sevdik seviştik
Bizimle ezelden yardır mahabbet
Üstâz nazarında ikrâr kopuştuk
Mü’mine kadim ikrârdır mahabbet

Kudret kelâmını söyler Cebrâil
Rızâ lokmasnı sunar Mikâil
Canı cana ulaştırır Azrâil
İsrâfil ağzında surdur muhabbet


Muhabbet edenler nasibîn alır
Muhabbet etmeyen yolda ne bulur
Ser-çeşme Muhammed Ali’ den gelir
Dalgası dükenmez göldür muhabbet

Muhabbettir yerin göğün direği
Muhabbet edenin yanar çerağı
Muhabbet âşıkla mâşuk durağı
Hak nazar ettiği yerdir muhabbet

Muhabbet kadimdir insan içinde
Can cânânı sever irfân içinde
Kırklar meydanında erkân içinde
Ne’stersen bulunur şardır muhabbet

Gel beri gel imdi îmân istersen
Gelme hakkın değil gümân edersen
Sırrın tercemândır iyan edersen
Zira halk içinde sırdır muhabbet

Bu her dem bahardır bunda kış olmaz
Öter bülbülleri dilleri durmaz
Kokusu dükenmez hiç rengi solmaz
Bir aceb bağ ü gülzardır muhabbet

Şîrîn için dağlar delerdi Ferhat
Leylâ’yi Mecnun’a gösterdi üstad
Muhammed Ali’den kuruldu bünyâd
Tâ ezelden beri vardır muhabbet

Can cana muhabbet etse erkândır
Zira muhabbetin arzusu candır
Hublar meclisine erse cüvandır
Rızâ yurdundaki pîrdir muhabbet

Kul Himmet bu makam özge makâmdır
Muhabbetin mührü Oniki’mâmdır
Güzel şahın nazarında tamamdır
Hakîkat vasl-ı dîdardır muhabbet

VI

Biz Muhammed Ali deyenlerdeniz
Dergâha gidiyor bu yollarımız
Şol güzel Ali’yi sevenlerdeniz
Düvazdeh İmam okur şu dillerimiz

Biz mü’miniz münafıktan üşendik
Türâb olduk topraklara döşendik
Kemer-bestelerden kuşak kuşandık
Pîr Ali’ye bağlanmış bellerimiz

Biz de öğüt aldık bizden uludan
İhsan Muhammed’den mürvet Ali’den
Katara bağlıyız kalû belî’den
Başta değil etekte ellerimiz

Biz hasta değiliz sağlarımız var
Sünbüllü bülbüllü dağlarımız var
Dudulu kumrulu bağlarımız var
Şâh Şâh der de öter bülbüllerimiz

Kul Himmet’im sen de katâra düzel
Muhabbet mülkünde âhır ü ezel
Severim Şâh’ımı hüsnü ne güzel
Aynımdan gitmiyor hayallerimiz

VII

Yetmiş iki buçuk millet dileği
Yaradana yalvarırım sabahtan
Ol zaman dolanır Hakk’ın meleği
Yaradana yalvarırım sabahtan

Herkes matâını alır satışır
Hak Muhammed Ali câra yetişir
Cümle kuşlar yuvasında ötüşür
Yaradana yalvarırım sabahtan


Seher vakti oldu nasıldır haller
Ol zaman açılır kırmızı güller
Sabahtan kapılar açıktır derler
Yaradana yalvarırım sabahtan

Kul Himmet üstadım yolu kurdular
Kafeste ötüyor kumru dudular
Hakk’a dilek dile kabûl dediler
Yaradana yalvarırım sabahtan

VIII

Gönül evine bir karaltı gelse
Şol nefs bulutunun dalâletidir
Kişi yol bulmasa yabanda kalsa
Yaramaz huylarının şiddetidir

Ettiği günahı eline alsa
Erenler cem’ine mürvete gelse
Kişi eksikliğin özünde bulsa
Dervişlik mü’minin alâmetidir

Sürüp gerçeklerin izin izlemek
Mâşukun mihrini canda gizlemek
Üstad nazarında edep gözlemek
Gerçek erenlerin hoş hâletidir

IX

IX

Ümmetim Peygamber’e,
Hem Aliyyü’l-Kamber’e,
Gönül mescid diledi,
Şâh da çıktı minbere.

Ümmetim Şâh ümmeti,
Şâh-ı merdân ümmeti,
Didâra tâlip olan,
Neyler Cehennem’i, Cennet’i.


Kul Himmet’in kânına,
Mürüvvet geldi şânına,
Allah deyüp başladı,
Tarîkat erkânına.

Tarîkata îmân gerek,
Bu tasdîka îmân gerek,
Tâlip bu dört kapının,
Vârında tamâm gerek.

Sûfî perde pûş gerek,
Dahi zehîr-nûş gerek,
Daima sâkin olup,
Pîr gibi tâmûş gerek.

Sûfî daim zât gerek,
Pîr gibi memât gerek,
Gördüğünü örtücü,
Settâr sıfât gerek.

Gördüğün örtmek gerek,
Gün be-gün artmak gerek,
Tâlip ol tâliptir ki,
Issın, ziyânın tartmak gerek.

Özünü bilmek gerek,
Pîr gibi ölmek gerek,
Ma’rifet tohumunu,
Ol pîre salmak gerek.

Ol tohum bitip, çıkıp,
Üstâd yüzüne bakıp,
Ma’rifetten su akıp,
Ânı suvarmak gerek.

Ol tohumdan dem bite,
Birisinden on bite,
Tâlip özün düşürüp,
Bu dergâha yön tuta.


Düğenine savrıla,
Samanından ayrıla,
Değirmende un olup,
Üstâd elinde yoğrula.

Dosta bilişmek gerek,
Âşına düşmek gerek,
Muhabbet tennûrunda,
Hallolup pişmek gerek.

Bu derde yanmak gerek,
Aşka boyanmak gerek,
Vilâyet sofrasında,
Hûn olup yenmek gerek.

Ne yerlisin, ne dağlısın,
Pes sen kime bağlısın?
Kul Himmet der ey gönül,
Digil: Kimin oğlusun?

Aşk elinden dağlıyım,
Ben rehbere bağlıyım,
İrâdetim mürşide,
Belî! Ben yol oğluyum.

Ta ezelî ezelden,
Gerçek dönmez belîden,
Yol kimden kaldı dersen,
Ol Muhammed-Ali’den.

Yol şerîat, tarîkat,
Bir deryâdır hakîkat,
Dost Dost’a ulaşanda,
Gülşen eder ma’rifet.

Kul Himmet ceme geldi,
Işk taştı deme geldi,
Ehl-i tarîk içinde,
Kaç kimseye tâc geldi?


Tarîkata hâc geldi,
Mü’mine mi’râc geldi,
Ehl-i tarîk içinde,
Beş kimseye tâc geldi.

Evvel Âdem’e geldi,
Nûh’dan ol deme geldi,
İbrâhîm Halîlullâh,
Ahmed Dedem’e geldi.

Zülfün bana bâğ geldi,
Gerçek sözün sâğ geldi,
İçinin rengi yeşil,
Muhammed’e âğ geldi.

Dil söyler salâvetten,
Seyyid-i saâdetten,
Ali’ye kırmızı geldi,
Şerbet-i şehâdetten.

Cemâlin arzı nedir,
Bile gör ırzı nedir,
İdi vir gönül bana,
Beş tâcın farzı nedir?

Tâcın farzı yol açmaktır,
Bir gerçeğe ulaşmaktır,
Betlü huyun terk edip,
Bir yahşiye ulaşmaktır.

Bu bir ulu sabâkdur,
Güzel aç dinle bak dur,
Tâcın ta’biri belli,
Eyvallâh, zikr-i Hakk’dur.

Meylim tâc-ı elifedir,
Salınan zülüfedir,
Tâcın kıblesi belli,
Eyvallâh halîfedir.


Şâhım şâhlar şâhıdır,
Âlemin penâhıdır,
Tâcın terki düvâzdeh imâm,
Ma’nâsı menâkıbıdır.

Akıl nedir, balık nedir,
Bu sırra dâhil nedir,
İdi vir gönül bana,
Beş tâcı câhil nedir?

İsminde ismin bilmez,
Resminde resmin bilmez,
Tâc-ı câhil oldur ki,
Giyer de, nefsin bilmez.

Her kim ki nefsin bilir,
Bu sırrın aslın bilir,
Nefsin bilen kişiler,
Evvel mertebesin bilir.

Ehl-i îmân aşkına,
Şâh-ı merdân aşkına,
Kul Himmet’in günâhın,
Bağışla imâmlar aşkına.

İrâdetim şâhımdır,
Arkala? mi’râcımdır,
Ben şâha duâcıyım,
Şâh benim duâcımdır.

Gevher çok harc etmeye,
Kudretim yok yetmeye,
Binde birin söylerim,
Gerçek gerek tutmaya.

Kul Himmet uyan oldu,
Güzel şâh imâm oldu,
Şâhın cemâli vechinde,
Bu vasfı tamâm oldu.